AVL Türkiye Genel Müdürü Umut Genç: “Türkiye’de artık ileri teknoloji ile para kazanılabiliyor”

👤Röportaj: Çiğdem Timar / Fotoğraflar: Garo Miloşyan
AVL’yi bizlere kısaca tanıtır mısınız? 1948 yılında Avusturya’da, makine profesörü Hans List’in kurduğu bir firma olan AVL, daha sonra başa geçen oğlu Helmut List ile faaliyetlerine devam etti. Dizel motor konusunda çalışan ilk şirketlerden olan AVL, endüstriyle beraber büyümesini sürdürdü. Dizel ve benzinli motorun ardından motor ve araç test sistemleri, son 20-25 yıldır da araçlardaki elektrik-elektroniğin artmasıyla birlikte araç-motor, şanzıman ve entegrasyonu üstüne yoğunlaştı. Son 15 yıldır elektrikli araçların gündeme gelmesiyle birlikte kurulan lithium-ion batarya ekibi, elektrik motoru ekibi derken, klasik bir motor firmasından çok daha geniş bir hal aldı AVL. Biz buna 5 ana element diyoruz: İçten yanmalı motor, şanzıman, elektrik motoru, batarya ve kontrol sistemi. AVL, otomotiv mühendisliği alanında beş bacaklı bir dünya devi. AVL’nin şu anda 5500 çalışanı var. Geçen seneki cirosu 830 milyon Euro. Bu sene 1 milyar Euro’yu geçeceği öngörülüyor. Mühendislikten bu kadar para kazanabilen sayılı şirketlerden biri AVL. Çünkü mühendislik yaparak bu kadar büyüyebilen bir firma oldukça az. Ülkemiz için de iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum. Sadece al-sat’la değil, ileri mühendislik yaparak da para kazanılabilir. AVL Türkiye nasıl kuruldu? AVL Türkiye, 2007 yılındaki karar aşamasının ardından 2008 yılında faaliyete geçti. Ama benim AVL ile çalışmalarım, 2005 yılında AVL İngiltere’de başladı. Orada doktoramı tamamladıktan sonra otomotiv alanında çalışmaya başladım. Kuruluşundaki 4 kişiden biri olduğum AVL İngiltere, çok hızlı büyüdü ve 2005-2008 yılları arasında çalışan sayısı 100’e kadar ulaştı. Hatırlarsınız 2007 yılı, dünya ekonomisinin aslında çok parlak olduğu zamanlardı. Herkesin büyüme rakamları oldukça iyiydi, iyi paralar kazanılıyordu. İngiltere’deki başarının etkisi ve Türkiye’deki potansiyeli görülünce AVL, Türkiye’de de yapılanmaya karar verdi. Bunun için İngiltere’deki başarılar da göz önüne alınarak yapılanma için ben uygun görüldüm. Ardından 2008 yılı Ağustos ayında şu an bulunduğumuz adreste çalışmalarımıza başladık. İşin başında 6 ya da 7 mühendisten oluşan küçük bir ekiptik. 2009 yılı, ekonomik kriz nedeniyle bizim için de zorlu geçti. 2010’da krizi atlattıktan sonra hızla büyüdük ve şu an 45 kişiyiz. Çalışma alanlarınızdan söz eder misiniz? Türkiye’deki çalışmalarımıza bakarsanız otomotiv bizim bir numaralı alanımız. Ondan sonra savunma sanayii geliyor. Türkiye’deki savunma sanayii çok dinamik. Ciddi olarak güç aktarma yani motor, şanzıman seçimi, kullanımı, bunların entegrasyonu, geliştirilmesi, değişik uygulamalar yapılması ihtiyacı var. Bu tip projelerde doğru seçimler yapılması, doğru yönde gidilmesi konusunda rol alıyoruz. Çünkü çok ciddi bütçelerle işler yapılıyor ve uzman görüşleri alınmadan yapılırsa yanlış yönde ilerleyebiliyorsunuz. Her zaman geçerli bir yaklaşımımız var: Projeye girmesek bile doğru tavsiyenin verilmesi bizim için önemli. Bunu bir misyon olarak görüyoruz. Üçüncü bir alan da toplu taşıma. Toplu taşımada da akıllı ulaşım sistemleri, akıllı algoritmalar üzerinde çalışıyoruz. Özellikle ekonomik sürüş sistemleri konusunda bir patentimiz var. “Eco-drive” isimli bu çalışma, direkt AVL Türkiye’den aldığımız bir patente sahip. Araba kullanırken ne kadar sağlıklı, çevreci, güvenli sürdüğünüz konusunda size ekonomik sürüş notu veriyor, sürücüyü 0’la 100 arası puanlandırıyoruz. Sürüş sırasında örneğin doğru vitesi dahi söylüyoruz. Tavsiyeyi dinlemezseniz puanınızı azaltıyoruz. Bu puanı da daha sonra takip sistemi üstünden müdürünüze yolluyoruz. Puanınız belli bir seviyeye düştüğü zaman da zaten kırmızı ışık yanıyor ve müdahale ediliyorsunuz. Böylelikle eğer bir filo yönetiyorsanız tasarruf etmekle kalmıyor, tehlikeli sürüşü engellemiş oluyorsunuz. AVL Türkiye’nin AVL Global içerisindeki yeri nedir? AVL Türkiye’yi ilk kurduğumuzda AVL’nin bütün yelpazesini buraya getirmek istedik. Ama bunun dışında benim doktora çalışmalarımdan ve AVL İngiltere’den getirdiğim ve buradaki 1-2 çok tecrübeli arkadaş ile daha da güçlenen elektrik-elektronik alanında bir uzmanlık söz konusu. Bizim yaptığımız işlerde uzmanlık alanlarımızın da etkisiyle ekibin getirdiği birikim şirketin birikimine ekleniyor. Biz AVL Türkiye ekibi olarak özellikle elektrik-elektronikte çok iddialıyız. Bilhassa gömülü yazılımlarda. Bu da aslında otomotivde büyüyen bir alan. Büyüme hızımıza göre yerimiz yavaş yavaş yetersiz gelmeye başladı. Bulunduğumuz büroyu büyütüyoruz. Ayrıca bir laboratuvarımız olacak. AVL Global’deki o büyük projelerin içinde elektrikli araçların enerji yönetimi algoritmalarını geliştirme kısmını burada yapıyoruz. Bu algoritmaları yapmak aslında bu alandaki en zor iş. Çünkü yazılımdan daha üst seviyede bir çalışma gerektiriyor. Bunun için burada birlikte çalıştığımız arkadaşların hepsi master’lı, çoğu doktoralıdır. Büyük bölümü yurt dışından geldi. Bu tip yetişmiş beyinlere onların tatmin olacağı projeler yaratabiliyoruz. O projelerin çoğunu da yurt dışına yapıyoruz. Güç aktarım sistemleri konusunda Türkiye’de talep artıyor. AVL’nin Türkiye’den beklentisi şu aşamada nedir? AVL’nin genel bir yelpazesi var. Otomotiv ve içten yanmalı motorun, transmisyonun olduğu her alanda mühendislik desteği sağlamak hedefinde. Türkiye’de bu pazar sürekli olarak büyüyor. Gelişen bir ülkeyiz, sanayiye daha çok yatırım yapıyoruz. AVL’nin beklentisi bu büyüyen pazarda lider olarak pazarla beraber büyümek. Türkiye’de olan projelere mümkün olduğunca AVL Türkiye ekibimizle girmek istiyoruz. Tabii proje çok büyürse Global’den de destek alacak şekilde. Ama beklenti, bu pazarda lider ve referans isim olmak; çünkü dünyada bu konumdayız. Şu anda hedefleri tutturuyoruz. 4 yılda 45-50 kişiyi daha aramıza almak hedeflerimiz içinde ve 2015’te 100 kişi olmamız bekleniyor. Bu iddialı rakamlara Türkiye’deki pazarların büyüme oranı ile paralel olarak ulaşacağız.Yerli araç ve yerli motor üretimi konusundaki düşünceleriniz nedir? Üretimde bence bir mükemmeliyet merkezi olduk. Araç, motor veya şanzımanların üretiminde bir sıkıntımız yok. Bu konuda iyiyiz. Geldiğimiz aşamada üretimden tasarıma geçmek istiyoruz. Tabii bu, kendi içinde daha büyük bir hamle. Tasarım konusunda Türkiye’deki oyuncular global oyuncular. Bu nedenle karar mekanizması sadece Türkiye’de değil. Üretimi her yere kaydırabiliyorsunuz ama tasarım genellikle büyük firmaların merkezlerinde yapılıyor. Global oyuncularla tasarımın bir kısmını buraya getirmeyi başardığımızı söyleyebiliriz. Bazı global büyük firmalar tasarımlarının belli bir kısmını Türkiye’de yapıyor. Türkiye’deki bu geçiş sürecini devlet de destekliyor. Türkiye’de şu anda 1000 kişiden fazla araç, güç aktarma, motor transmisyon konularında ürün geliştirme ekipleri var. Biz de zaten o ekiplere destek veriyoruz. Burada şöyle bir düşüncedeyim; bence motor %100 yerli olsun ısrarını bir kenara bırakmalı, dünyadaki oyunculara biz buradan katma değerli tasarım verebiliyor muyuz, buna bakılmalı. Biz motorun %70-80’ini burada tasarlayalım ama bu Alman’ın, İngiliz’in motoru olsun. Katma değeri burada ürettikten sonra gerisi önemli değil. Mesela somun yapmak da önemli ama katma değeri çok az. Asya’daki üreticilerle yarışamıyorsunuz. Ben bu örneği seviyorum. Bu sene 1 milyon Euro’dan fazla ihracat yapacağız ve ürünü CD’ye bile koymuyoruz. Algoritmayı e-mail’e ekliyor, gönderiyoruz. Yatırım ne? Akıllı çocuklar, bilgi, bilgisayar sistemi… İnanılmaz bir katma değer var ve bence gelecek de bu yönde ilerliyor. Bu tip şeylere kanalize olmamız lazım ve bunun için gereken taban da hazır. Önümüzdeki dönemde AVL Global’in Türkiye’deki planları neler? Bizim gibi firmaları yönlendiren daha çok regülasyonlar. Mesela yeni emisyon regülasyonları geliyor. Avrupa Birliği’nde Euro 6 denen ve yakında hayata geçecek emisyon limitleri var. Bu limitler zorlaştıkça bunları sağlayacak teknolojinin de artması gerekiyor. O yüzden AVL Global olarak Euro 6’ya en uygun şekilde, en az maliyetle nasıl geçilebilir, buna çalışıyoruz. 2015’te devreye girebiliriz. Euro 6’da egzozdaki emisyonların temizlenmesi konusunda çok ciddi bir Ar-Ge süreci yaşanıyor. Önemli bir başka nokta da CO2 yani karbondioksit salınımları ve yakıt tüketimi. Hükümetlerin yakıt tüketimini azaltma yolunda sürekli baskısı var. Burada da sürekli olarak yeni teknoloji geliştirmeniz lazım. Ortaya çıkan teknoloji hibrid ve tam elektrikli araçlar. Bir de bu ikisi arasında, bizim menzil uzatıcı dediğimiz bir araç türü var. Bütün bu konularda AVL olarak çok yoğun çalışıyor. Türkiye’de bu konu üzerine çalışan büyük üreticilere de ı hizmet veriyoruz. AVL’nin Ar-Ge’ye ayırdığı bütçe ne kadar? Genel AVL’nin hedefi her yıl cirosunun %10’unu Ar-Ge’ye ayırmak. Bu globalde ciddi bir rakam yapıyor. Türkiye’de de biz aynı hedefle çalışıyoruz. Eko-drive gibi TÜBİTAK destekli projelerimiz var. Şu anda yürüyen iki tane TÜBİTAK destekli projemiz var. Şu an %100 yerli bir motor beynini geliştiriyoruz. Türkiye’de böyle bir çalışmayı sonuna kadar getiren tek firma olabiliriz. Ayrıca buradan yürüyen farklı Ar-Ge projelerimiz de var. Şu anda bir sonraki projeyi düşünüyoruz. 2013’te de elektrikli araçların direkt yönetim algoritmalarını %100 yerli olarak kendi Ar-Ge’miz çerçevesinde yapmayı planlıyoruz. Kadronuzdan biraz söz eder misiniz? Önem verdiğimiz bir konu tersine beyin göçü. Bu konuya Global olarak da, AVL Türkiye olarak da özel bir ilgimiz var. Ben de uzun yıllar İngiltere’de kalıp Türkiye’ye dönenlerdenim. Burada çalışan pek çok arkadaşımız da bu şekilde geldi. Avrupa’da, Amerika’da AVL Türkiye olarak sürekli uygun mühendisler arıyoruz. Bu konuda utangaç değiliz, tanımadığımız kişileri doğrudan arayıp, onlara e-mail atarak “Sizin çalışma alanlarınız ilginç, gelip Türkiye’de bizimle çalışmayı düşünür müsünüz?” diye teklif götürüyoruz. En son Amerika’dan MIT’den master’lı, 6 yıl Boston’da çalışmış bir arkadaşımız Mart ayında aramıza katıldı. Önemli olan bu arkadaşlardaki ileri teknoloji geliştirme şevkini koruyabilmek. Çünkü ülkemizde bu konu çok sınırlı ilerliyor. Ortam yok, şartlar yurt dışına göre çok daha ağır, maaşlar az. Bu yüzden o arkadaşları buraya getirip tatmin edebilmek, o heyecanı koruyabilmek ayrı bir çaba gerektiriyor ama keyfi de çok. Dediğim gibi kendi ülkende bu işi yapmak apayrı bir tatmin kaynağı. Elbette hala engeller var, yine de eskisi kadar zor değil. Yeni bir fikirle bir kuruma gittiğiniz zaman kapılar daha çok açılıyor, destekler arttı. Ama kültür daha tam oturmadı. Ar-Ge kültürü dışında teknolojiden para kazanma kültürü henüz Türkiye’de çok az. Para kazanmak bu işin hep temelinde. Teknoloji ile para kazanmak kültürü oturmadığı için genelde sanayimizi yöneten insanlar kendilerini buna adapte edemiyor, daha çok ticaretle uğraşıyorlar. Yerli teknolojiye inanç olmadığı için de bu parlak beyinleri kullanamıyoruz. Bunun değişmesi uzun bir süreç gerektiriyor.