Siemens Enerji Üretimi Bölüm Direktörü Sinan Bubik: “Enerjinin her alanında Siemens´in önemli bir rolü var”

👤Röportaj: İpek Portakal / Fotoğraf: Garo Miloşyan
Siemens, enerji sektöründe entegre çözümler sunan bir firma. Siz de bu sektörün en önemli ayağı olan fosil, rüzgar ve hidrolik enerji üretiminden sorumlusunuz. İlk olarak bölümünüzü ve faaliyetlerini genel hatlarıyla anlatır mısınız? Öncelikle Siemens’in dört ana sektörde faaliyet gösterdiğini söylemekle başlamalıyım. Bu dört sektör endüstri, sağlık, altyapı ve şehirler ile dördüncü olarak da enerji. Belki enerjiyi dördüncü değil birinci sektör olarak saymak gerekiyor; çünkü şu anda Siemens´in amiral gemisi durumunda. Şirketin en çok çalışanının, en büyük iş girişlerinin olduğu sektör. Sadece 2025 yılına kadar bugün kullandığımız enerjinin %40 daha fazlasına ihtiyaç duyacağımız düşünüldüğü takdirde neden bu sektörün ilgili bölümlerinin bu kadar büyüme eğiliminde olduğunu da görebiliriz. Enerji sektöründe, Siemens Türkiye yapılanması genel müdürlük merkezindeki yapılanmasıyla aynı ve 6 bölümden oluşuyor. Bu 6 bölümün 3 tanesi enerji üretimiyle ilgili bölümler ki, fosil yakıtlı santrallerden ´Enerji Üretimi Bölümü´ ve ´Rüzgar Enerjisi Bölümü´ ilk ikisi. Siemens’in daha çok geliştirme ve yeni teknolojiler üzerinde araştırma yaptığı ve yeni iş fırsatları olarak görmüş olduğu bazı alanlar var. Bu alanları da güneş ve hidroelektrik enerjisi bölümü altında topladık ama bugün mesela alt detayını çok vermediğimiz okyanus enerjisi, dalga enerjisi veya birtakım alternatif enerjilere yönelik çözümler de bu bahsetmiş olduğum üçüncü bölüm altında inceleniyor. Ben Siemens’in Türkiye yapılanmasında bu 3 bölümden sorumlu olarak çalışıyorum. Mevcut enerji kaynakları dünyanın ihtiyacını karşılamada hangi noktada? Bugün yoğun olarak kullanılan fosil yakıtlı enerji santralleri adından da belli olduğu gibi aslında yenilenemeyen ve bir yandan da bugün dünyanın hali hazırda var olan, ancak bir gün tüketileceği öngörülen kaynaklar. 2005 senesinde biz dünyadaki mevcut kaynakların %30 fazlasını tüketiyorduk. 2012 senesinde %45 fazlasını tüketiyoruz. Yani toplam 8 milyarlık nüfusun bugünkü kullanımıyla dünya kaynakları aslında bitti, bir başka dünya kaynağını çoktan aramamız gerekiyor. Bugün bütün dünya; bu fosil yakıtlı santrallerin özellikle karbon emisyonu açısından yaratmış olduğu olumsuz etkilerin nasıl bertaraf edileceğine odaklanmışken, Siemens sadece yenilenebilir enerjiyle bunun çözümünü vermiyor. Fosil yakıtlı santrallerin de olmazsa olmaz ve bugünün enerji ihtiyacında da kullanılmasının bir zorunluluk olmasından dolayı bu alanda özellikle yüksek verimli yeni teknolojili santrallere odaklanmış durumda. Bundan şunu kastediyorum: 30 sene öncesinde kurulmuş olan gaz santralleri veya fuel-oil santralleri, kömür santrallerinin o günkü verim ortalamasıyla bugün Siemens’in sunmuş olduğu verim ortalaması arasında aşağı yukarı %20 ile %30 arasında fark olabiliyor. Yani bu, bugün yeni teknolojiyle bir gaz türbini vermiş olduğumuz enerji santralinde, bundan tam 30 sene öncesine göre 1/3 oranında daha az yakıt kullanıyor olmanız anlamına geliyor. Ayrıca, kombine çevrim santrallerinin doğru işlemesi için gerekli olan otomasyon ve üretilen elektrik enerjisinin şebekelere iletilmesi için gerekli olan bağlantı konularında şalt ve otomasyon tarafında, yine fosil bölümü altında kadrolarımız bulunuyor. Özellikle enstrüman ve elektrik konusunda dünyadaki 4 önemli uzmanlık merkezinden bir tanesi Türkiye. 100’ün üzerinde arkadaşımız, ki bunların %70’i mühendis; gerek mühendislik gerek proje yönetimi ve teklif hazırlama kadrolarında bütün civar ülkelerdeki ve genel merkezdeki kadrolara destek veriyorlar. Şu anda aşağı yukarı 60’a yakın ülkenin bulunduğu bir bölgede de Siemens Türkiye olarak, uzmanlık merkezinden aldığımız güçle iş yapmaya başladık. Türkiye enerji sektöründe 2023 hedeflerine ulaşabilecek mi? Rüzgar enerjisi için 2023’te 20 GW, fotovoltaikte ise 600 MW’lık hedefler belirlenmiş durumda... Türkiye’de bugün yaklaşık olarak 55 GW’a yakın bir kurulu güç var. 2023´te hükümetin koymuş olduğu ihracat, üretim, ithalat gibi hedefleri tutturabilmesi anlamında gerekli olan elektrik enerjisi için senelik olarak 3000 - 5000 MW arası yatırıma ihtiyaç duyuluyor. Bu hedeflere Türkiye’nin sadece rüzgârla, güneşle ulaşabilme şansı maalesef yok. Çünkü Türkiye büyümesini daha tamamlamamış ülkelerden bir tanesi. Büyüme oranları bugün ortalama %1, %0,5, hatta %0 olduğunda bile küçülmedik diye sevinen Avrupa ülkelerinin yanında Türkiye, geçtiğimiz son 9-10 sene içerisinde hep ortalamanın üzerinde ve neredeyse dünyanın en hızlı büyüyen ilk 10 ülkesi içerisinde yer aldı. Büyümeyle çok paralel bir elektrik tüketimimiz söz konusu. Geçen sene elektrik tüketiminde %8 civarında artış vardı. Bahsettiğim gibi Türkiye´de eğer 220 milyar kilovat saat tüketim varsa ve bu artış %8’e ulaşıyorsa, bunun karşılığında biraz önce bahsettiğim gibi yıllık 3000 ila 4000 megavatlık yatırımın mutlaka olması gerekiyor. O yüzden şu anda doğal gaz ve kömür santralleri gibi fosil pazarı son derece aktif durumda. Tabi, Siemens biraz önce bahsetmiş olduğum kömür santrallerine yeni teknolojiler getirme konusunda kendisine güveniyor. Geçen yıl petrol ve doğal gaz ithalatı için Türkiye´nin 54 milyar dolar ödediği, Tuz Gölü´nün bütün alanının güneş panelleriyle kaplanması durumunda bu parayı ödemekten kurtulacağı söyleniyor. Öte yandan EPDK, 600 megavatlık güneş enerjisi başvurularını 10-14 Haziran 2013 tarihleri arasında alacağını duyurdu. Siemens güneş enerjisi konusunda ne tür çalışmalar yapıyor/yapacak? Türkiye’nin gerçekten güneş potansiyeli oldukça yüksek. Ama buna bir de yatırımcı gözüyle bakmak gerekiyor. Yani bugün bu yatırımı ancak mantıklı bir dönemde geri aldığınız gün bunu yapmak anlamlı hale gelebiliyor. Böyle bir alanda bir güneş yatırımı yapmak mümkün ama eğer bu 20 senede kendisini amorti eden bir yatırımsa finans bulamazsınız. Bir de özellikle gece güneşten yararlanma şansınız olmadığı için ihtiyacı karşılayabilmek anlamında ya bir yedekleme yapmak ya da alternatif yatırımları da beraberinde getirmek gerekebilir. Bugün Almanya’nın, özellikle güneş enerjisindeki yatırımlarını kömürle desteklediği ve geceleri kömür santrallerinin çalıştığı, gündüzleri güneşten yararlandığı bir yedekleme mekanizması var. Türkiye’nin ise kurulu gücüne yakın, ekonomik olarak gerçeklenebilir rüzgâr enerjisi potansiyeli var. Teknik olarak bunun dört katı kadar da güneş enerjisi potansiyeli bulunuyor. Yani Türkiye’nin aslında kurulu gücünün dört katına yakın bir kurulu güce, bugün güneş enerjisiyle ulaşmak mümkün. Üretim olarak da bakıldığında aşağı yukarı Türkiye’nin bugünkü üretiminin yaklaşık olarak 4-5 katını yine güneşten elde etmek mümkün. Ama bugün güneş enerjisi henüz daha istenilen ekonomik seviyeye gelmiş durumda değil. Peki yurt dışında nasıl gerçekleşiyor? Almanya’da, İtalya’da, ABD’de, Çin’de veya İspanya’da biraz devletin sübvasyonuyla, teşvikiyle ancak gerçekleşebiliyor. Zaten rüzgâr enerjisi endüstrisinin de güneşin de bazı ülkelerde inanılmaz yükselişler yapmasının en büyük etkisi devletin orada vermiş olduğu teşvikler. Ben Türkiye’de güneş enerjisinin önünün açık olduğunu düşünüyorum. Bakanlığın getirmiş olduğu bazı sınırlamalar vardı; EPDK tarafından lisanslı güneş enerjisi yatırımının 2013’e kadar 600 megawatt ile sınırlanması pek çok çevre tarafından tartışıldı. Biz dediğim gibi bu tartışmaların dışında kalıyoruz ama bugün bir gerçek var: Son 3 sene içerisinde özellikle fotovoltaik teknolojisinde yatırım fiyatları ciddi anlamda düşmeye başladı. Önümüzdeki sene başlayacak olan ilk başvurular Türkiye’nin ilk emekleme dönemi olacak. Bugün 10 MW’ın altında bir fotovoltaik kurulumu Türkiye’de söz konusu. Bu, dünyanın diğer ülkelerindeki kuruluma bakıldığında neredeyse hiçbir şey. O kadar çok müteşebbis, o kadar çok yatırımcı, o kadar çok bu konuda çalışmak isteyen firma var ki… Türkiye’de şu anda 28 il için trafo merkezlerindeki kapasitelerle beraber bahsedilen Haziran 2013 tarihindeki başvuru alınacak yerler belirlendi. Ölçümle ilgili olarak yönetmelikler çıktı ve nasıl ölçüm yapılması gerektiğiyle ilgili yine yatırımcılara bilgilendirilme yapıldı. Dolayısıyla önümüzdeki sene daha çok ciddi yatırımcıların çalışma senesi olacak. Haziran ayında da rüzgârda bu sene yaşadığımız gibi kıran kırana rekabetin olduğu, trafo kapasitesi alanındaki yarışma için ön başvurular alınacak. Dolayısıyla bizim pay alabileceğimizi düşündüğümüz güneş pazarı 2014 senesi itibarıyla ancak başlayacak. Rüzgârla devam edelim isterseniz. Rüzgârda toplam kurulu gücün 2023 yılına kadar 20.000 megawatt’a çıkarılması hedefleniyor. Bu da önümüzdeki 10 yıl içinde sadece rüzgâr türbini açısından 20-30 milyar dolarlık yeni bir pazarın oluşacağını gösteriyor. Rüzgar enerjisi konusunda neler yapıyorsunuz? Enerjisa için anahtar teslim olarak sunduğumuz Çanakkale Mahmudiye Rüzgâr Santrali (30 MW) bizim ilk referansımız. Mart 2011’de devreye alındı. İkinci referansımız, yine Enerjisa için gerçekleştirdiğimiz Mersin’in Mut ilçesinde 39 MW gücündeki Dağpazarı projesi. Geçtiğimiz ay içerisinde devreye alındı. Bu ikinci projenin bizim için en önemli özelliği, Siemens’in yeni teknoloji, dişli kutusu kullanımı gerektirmeyen direct drive adını verdiği rüzgâr türbin teknolojisinde Avrupa’daki ilk kurulumlarından biri olması. Şimdi üçüncü projemiz ise 50 MW olarak Güriş’in enerji şirketi Mogan Enerji için yapıyor olduğumuz Afyon Dinar’daki santral. Şu anda yapım aşamasında. 2012 sene sonu itibariyle bu 50 MW’nin devreye alınması hedefiyle yola çıktık. Geçen sene 30, bu sene ise 40 MW devreye alındı; 2013’e 50 megavatla başlıyoruz ama yanına 1-2 proje daha getiriyoruz. Rüzgâr enerjisi, Siemens´in önem verdiği alanlardan bir tanesi; çünkü sürdürülebilirlikle çok uyuşan bir teknoloji rüzgâr enerjisi. Sadece dünyada değil, ülkemizde de sempati duyulan enerji üretim kaynaklarından bir tanesi. Biz de Siemens olarak Türkiye’de uzun süre kalıcı olmak istiyoruz. Bu sebepten dolayı da aslında pazara oldukça geç ama agresif bir giriş yaptık. Şu anda da hem müşteri hem de proje sayımızı artırma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Burada iyi bir ekip kurduk. Hem satış hem proje yönetimi hem servis tarafında aşağı yukarı 25 civarında arkadaşımız şu anda rüzgar enerjisi adına görev yapıyor. Rüzgarda, sene sonu itibariyle (2012 iş girişlerinde) %15´lik bir pazar payına ulaşmış olacağız. Bu pazar çok oyunculu bir pazar. Ama biz bu konuya uzun soluklu bir maraton koşusu gibi bakıyoruz. Dolayısıyla bir sprinter gibi ilk 1-2 seneden ziyade, önümüzdeki 10-20 senenin planlarını yaparak burada var olmaya çalışıyoruz. Arzumuz, beklentimiz de Türkiye’deki kurulu gücümüzü artırmak ve istihdamı artırdıktan sonra daha fazla katma değer yaratabilecek bir istihdamı, yani üretimi de Türkiye’ye getirebilmek. Hidroelektrik enerji konusundaki yatırımlarınız için neler söyleyeceksiniz? Biz aslında bir elektrik-elektronik şirketiyiz. Siemens olarak bakıldığında enerji bizim ana faaliyet alanlarımız içerisinde. Doğal gaz veya kömür santrallerinde veya rüzgâr santrallerinde kullanılan türbin üreten bir firmayız ama hidroelektrik pazarında, Siemens’in hissesi olan bir iştirak dışında Siemens tarafından üretilen bir hidroelektrik türbin bulunmuyor. Bu yüzden odağımızda “small hydro” olarak tanımlanan, 30 MW altı küçük hidroelektrik pazarına, türbin tedariği ve montajı bulunuyor. Geçtiğimiz sene içerisinde de bu konuda kadrolaşmaya gittik ve şu anda teklifler veriyoruz; fakat hidroelektrik konusunda uzun yıllara dayanan tecrübemiz var. Son 10 sene içerisinde yaklaşık 40 hidroelektrik projesinin şalt ve otomasyon işlerini başarı ile tamamladık. Nükleere nasıl bakıyorsunuz? Almanya, Japonya´daki Fukuşima Dayiçi felaketi sonrasında nükleer enerjiye bağımlılığını azaltma yönünde adımlar attı, bazı santralleri kapattı, güneş enerjisine yöneldi. Siemens’in bu konudaki düşünceleri neler? Bizim bu konuda aslında mesajımız çok net. Biz artık nükleerde yokuz. Fukuşima, bu beyanımızı bir kez daha kararlı bir şekilde ortaya koymak açısından da bir kilometre taşı oldu. Yaşanan bu olaylardan sonra Alman hükümeti ve kamuoyunun bu konudaki yaklaşımına paralel olarak, Almanya’da kurulmuş bir dünya şirketi olan ve yönetimi Almanya’da olan Siemens tarafından da net bir mesaj verildi. Çevreci ürün portföyümüzde yüksek verimli gaz santralleri, kömür santrallerine yönelik buhar türbini tedariği ve otomasyon çözümlerimiz, rüzgâr ve güneş enerjisi veya yeni enerji üretim alanlarına yönelik araştırmalarımız devam etmekle beraber nükleer enerjide Siemens olarak bulunmayacağız. Dolayısıyla Türkiye’nin nükleer konusundaki yaklaşımları, kararlarına da bu anlamda yorum yapma hakkını bir firma olarak kendimizde bulmuyoruz. Biraz da geçenlerde açıklanan Siemens’in Sürdürülebilirlik Raporu’ndan bahsetmek istiyorum. Siemens Sürdürülebilirlik Raporu 2011’i kamuoyu ile paylaştı. Dünya genelinde müşterilerinin karbondioksit emisyonlarını yaklaşık 320 milyon ton azaltmayı başaran Siemens, 2011 mali yılı için hedeflemiş olduğu 300 milyon tonluk barajı da aşmış oldu. Siemens Türkiye bu konuda neler yapıyor? Öncelikle sürdürülebilirlik kelimesi son yıllarda dilimize giren, söylenmesi de zor bir kelime aslında. Sürdürülebilirliği gerçekleştirmek de çok kolay değil. Kırsal kesimlerden şehirlere göç başladı. İnsanlar artık şehirlerde yaşamayı tercih ediyorlar. Şehirleşmeyle beraber, buradaki ihtiyaçlar da çok arttı. Eskisine göre daha fazla enerji tüketiyoruz. Siemens sürdürülebilirlik anlamında çözümleri biraz buraya odaklamış durumda. Nasıl enerji konusunda yeşil portföye odaklandıysa şehirler konusunda da durum böyle. Daha çok şehirleşmenin olumsuz etkilerini bertaraf edecek çözümler üzerine odaklanıyoruz. Dördüncü sektörümüz altyapı ve şehirlerin oluşturulması da aslında bu sebepten kaynaklanıyor. Artık üretim ve tüketim eskisi gibi iki kutuplu değil. Bir alan içerisinde insanların çatılarına koyabilecekleri fotovoltaik panelleri düşünün. Her ev bir üretim noktası olabileceği gibi, bir tüketim noktası da olabilir. Smart Grid dediğimiz akıllı şebekeler konusu var. Diğer tarafta raylı sistemlerde veya trafik otomasyon tarafına getirilebilecek olan çözümler, enerjinin dağıtım çözümleri, binalarda güvenliğin getirilmesi gibi konular Siemens’in altyapı ve şehirler bölümü içerisinde ele alınıyor. Bu yapıda özellikle Siemens, her bölümünde sürdürülebilir bir yaşam kalitesi ve özellikle çevresel etkilerin, küresel ısınmaya sebebiyet veren karbon emisyonunun azaltılması konusunda var gücüyle çalışan şirketlerden bir tanesi. Örneğin en yüksek verimde bir gaz santralini Türkiye’de sattığımız gün aslında Türkiye’ye bir anlamda karbon emisyonu azaltımı konusunda destek vermiş oluyoruz. Gaz, kömür, karbon emisyonu konusunda hep eleştirilmekle beraber %37 verimlilikle çalışan bir fuel-oil santralini %61 verimlilikle çalışan bir gaz santraliyle değiştirdiğiniz gün, Türkiye aynı elektrik ihtiyacı için çok daha az kaynak tükettiği gibi çok daha az emisyon yaratmaya başlıyor. Türkiye’nin elektrik ihtiyacı karşılanırken bunun neredeyse yarısı kadar karbon emisyonuyla karşılanıyor olması Türkiye’nin de vermiş olduğu ve bundan sonra daha da fazla vereceği taahhütler açısından önem kazanıyor. Türkiye’nin problemi sadece üretmek, tüketmek değil. Türkiye’de birtakım dağıtım bölgelerinde kayıp kaçak oranları bugün %10 civarında. Bazı bölgelerimizde bu oran neredeyse %25’lere kadar çıkıyor. Enerji verimliliği konusundaki her inisiyatife ve hükümetin her yaklaşımına biz de elimizden geldiği kadar destek vermek istiyoruz; çünkü bu politik bir konu değil; bu Türkiye’nin ihtiyacı. Siemens Türkiye önümüzdeki dönem neler hedefliyor? Bizim için en önemli şey insan. Bölümümüz için de, Siemens Türkiye için de bu böyle; benim kendi anlayışım da bu yönde. Sonuçta biz ne yaparsak yapalım bunu insan için ve insanla yapıyoruz. Bugün Siemens Türkiye olarak baktığımız zaman, hem teknik bilgisi hem eğitimi hem de aldığı değerler anlamında gurur duyabileceğimiz bir insan potansiyelimiz var. Beraber çalışmış olduğumuz arkadaşların kabiliyetlerini, yaptıklarını, cesaretlerini değerlendirdiğinizde Siemens olarak artık çok Türk’leşmiş bir şirketiz. Türkiye’de 150 senenin üzerindeki mevcudiyetiyle beraber pek çok ilki gerçekleştiren, ilkleri gerçekleştirmekten heyecan duyan bir şirketiz. O yüzden sürekli olarak zorluyor, daha başka ne yapabilirize bakıyoruz. Kendimiz için koyduğumuz bu hedefler de aslında bu mayadan, bu bakış açısından kaynaklanıyor. Nasıl büyüyeceğimiz konusunda özellikle içinde bulunduğumuz sene çok detaylı çalışmalar yaptık. Bu çalışmalar geçtiğimiz ay Siemens’in tüm üst düzey yönetiminin bulunduğu özel bir toplantıda görüşüldü ve yeni kararlar alındı. Özetle biz şu anda ne kadar büyüyebileceğimiz, nasıl büyüyebileceğimiz ve nasıl daha fazla değer katabileceğimiz konusunda hazırlıklı bir şirketiz. O yüzden de geleceğe umutla bakıyoruz.