Uestco Genel Müdürü Tansu Destanoğlu: “Yazılım ve donanımla ilgili süreçlerin her noktasına hakimiz”

👤Röportaj: Müge Şenel Esatoğlu / Fotoğraf: Garo Miloşyan
Firmanızı tanıyabilir miyiz? Uestco 2006 yılında kurulan bir mühendislik firmasıdır. Tecrübelerimiz gereği ağırlıklı olarak gaz, akaryakıt ve enerji sektörlerinde faaliyetlerde bulunuyor; ilgili sektörlere danışmanlık, proje yönetimi ve saha uygulama hizmetleri sunuyoruz. Farkımızı ortaya koymak adına olabildiğince standart işler yapmaktan kaçınıyoruz. Çok sayıda genç ve yetenekli mühendisten oluşan proje kadrolarımız mevcut. Firmada iki divizyonumuz var: Mekanik ve elektronik. Elektronik divizyonumuz görece olarak yeni; ağırlıklı olarak otomasyon sistemleri kurguluyoruz. Bu konudaki faaliyetlerimize dört yıl kadar önce başladık. Ondan önce tamamen mekanik ağırlıklı işler yapıyorduk. Sahaya hakim olmanın, problemlerin ve ihtiyaçların detaylarını bilmenin verdiği tecrübeyi, sektör odaklı otomasyon çözümleri geliştirerek kullanıyoruz. İş kurgumuzun temeli, dahil olduğumuz tüm süreçlere dokunabilme mecburiyeti. Bir proje kurgularken sonucu mutlaka iyi olsun istersiniz; bunu sağlayabilmenizin en etkin yolu ise, proje süreci boyunca dış bağımlılığınızın asgari düzeyde kalmasını sağlayabilmektir. Bu nedenle temsilciliğini yaptığımız yurt dışı firmalarla satış-dağıtım odaklı çalışmıyor, stratejik çözüm ortaklığı süreçleri geliştiriyoruz. Açıkçası bir ürün veya hizmeti bir yerden alıp satmayı desteklemiyoruz. Bunu, dışa bağımlılık, sadece marj odaklı ticari faaliyetler ve durmaksızın yapılan döviz transferi olarak değerlendiriyoruz. Bakıldığında, dışa bağımlılığın yoğunluklu olduğu ürün ve hizmetlerin yurt içinde de rahatlıkla gerçekleştirilebileceğini görmek mümkün. Bu konuda kendimize güvenmemiz gerekiyor. Çünkü her şeyiniz var; eğitimli, zeki, yetişmiş insan kaynağı ve küçülmüş bir dünya. Otomasyon sektöründeki faaliyetlerinizden bahseder misiniz? Bir mühendislik firması olarak niyetimiz hep farkı aramak; kompleks görünen işleri daha basit hale getirmek veya projelere dışarıdan bakıp farklı çözümler sunmak. Bu nedenle, piyasada çözümsüz kalmış, sıkıntılı tabir edilen işler, ilk günden itibaren hep bizim önümüze geldi. Bunu seviyoruz, çünkü bazen çözüm için standardın dışında yaklaşımlara ihtiyaç duyuluyor. Bütün işler, herkesin yaptığı türde, alışkanlıkları, saha manifestoları oturmuş işler olmuyor. Bu tarz işler için oturup ders kitaplarını açmak gerekiyor. Isı transferi, termodinamik çalışmak, lojik akışlar tasarlamak; en azından iş başa düştüğünde kapanıp mühendislik ve proje hesabını yapabilecek kadar kavramlara hakim olmak gerekiyor. Bizim ekibimizin bu tür bir yatkınlığı var. Genç mühendisleri alıp onları eğitiyoruz. Eğitmekten kastımız, bu bakış açısını edinmelerini, heyecan duymalarını sağlamaya çalışıyoruz. Hatta standart bir işletmede mutlu olamasınlar diye uğraşıyoruz diyebilirim. İlk defa karşılaşılan bir mühendislik probleminde herkes standarda doğru gitmeye çalışır; kendi alışkanlıklarını değiştirmeyi de pek istemez ama biz o noktalarda ‘Niye olmasın?’ diyerek heyecan duyuyor, paradigmalarla uğraşıyoruz. Altı yıl içerisinde bu kadar bilinir olmamızın altında yatan nedenlerden birinin de bu olduğunu düşünüyorum. Zorlu projelerden çekinmek bir yana onları tercih ediyorsunuz yani… Şahsi olarak başarının para kazanmaktan ziyade fark yaratabilmek olduğuna inanıyorum. Bizim elektronik segmentine eğilmemizin hikayesi de bununla çok ilgili; bunun gücünü fark ettik. Mesela bir otomasyon sistemi kurulacak: “Parçaları birleştirelim, bakalım ortaya ne çıkacak? Şuna ihtiyacı var, bakalım bunları nasıl yapabiliriz? Hangi tip bir haberleşme, hangi bir tip bir PLC kullanılacak?” diye düşünürüz. İşin yaratım tarafı sonsuz. Her şeyi daha kolay, daha hızlı, daha kesin oluşturabilme veya gözlemleyebilme, izleyebilme şansı var. Bu anlamda muazzam bir oyun alanı ve kendimizi ispata dönük binlerce fırsatı da beraberinde önünüze seriyor. Kendi ürünlerinizi üretmeye nasıl başladınız? Sektörde muazzam bir dışa bağımlılık var. İşin maddi tarafıyla hiç ilgilenmeseniz bile, diyelim bir projeyi firmaya kabul ettirdiniz; çalışmaya başlıyorsunuz, bu defa işin içine tedarikçiler, tedarik süreleri giriyor. Terminlerde düzensizlikler yaşanmaya başlanıyor. Bizi müşteri karşısında zor duruma düşürebilecek ve kati olarak müdahalemizin imkansız olduğu durumlar doğuyor. Örneğin bir endüstriyel modem yapmaya karar verdik ve çok iyi bir modem yaptık. Ardından çok daha iyisini de yaparak sıfır sorunla çalışan modemler haline getirdik. Bunlardan binlercesini projelerimizde kullandık. Daha sonra biraz daha büyük bir cesaretle kendi otomasyonumuzla çalışması için çok iyi bir endüstriyel PLC tasarladık. Gerçekten iddialı bir iş; sıfırdan tasarladık, ürettik ve kullandık. Daha sonra ikinci, sonrasında da üçüncü jenerasyon PLC’leri devreye soktuk. Bundan büyük mutluluk duyuyoruz; çünkü sadece sahadan edindiğimiz tecrübeyle oluşmuş şeyler bunlar; kendi birikimimiz, kendi çabamız… Bu şekilde sahada liyakatimizi ispata başladık. Firmamızın dünyayla çok rahat entegre olması gibi bir avantajımız da var. Asla mühendislik kisvesi altında ticaret yapan bir firma olmadık. Bu sayede bizimle benzer düşünenleri çok rahat buluyoruz; bu oluşumlarla teknik jargonların ve sıkıntıların ortaklığı sayesinde çok rahat iletişim kuruyoruz. Bilgi paylaşıyor, beraber işler yapmaya gayret ediyoruz. Yurt dışı tecrübelerimiz bize Türk mühendisliğinin hiç de altta kalmadığını, hatta çoğu çözümlerde dünyadaki averajın bayağı üstünde olduğunu gösterdi. Bunun yanı sıra Türkiye’de KOBİ ölçeğinde çok ciddi yol kat etmiş firmalar olduğunu fark ettik. Bizim gibi orta ölçekli ama bilgisini değere çevirmeye çalışan bir sürü oluşum var. Avrupalı meslektaşlarımızın, marka firmaların çözüm için bizim kapımızı çalmaları bizim için gurur verici. Bunun yanında, doğru bir izlek bulduğumuzu ve durmaksızın kendimizi geliştirmemiz gerektiğini de bize anlatıyor. Bu gibi olaylar bize gurur veriyor, özgüvenimizi artırıyor. Tüm bu tecrübelerin ardından akıllı paketler yapmaya karar verdik. Bilgi, becerileri ve tecrübelerimizi paketleyip “intelligent packs”in kısaltması olan “ipack” markası altında topladık ve tescil ettirdik. Bu tescille beraber sadece Türkiye’deki müşterileri değil dünyanın dört bir tarafını hedefledik. Trafiği tersine çevirmek istedik; yani onlar bize değil, biz onlara teknolojiyi ihraç edelim dedik. Üç senelik orta vadeli stratejik planımız var, marka oluşturuyoruz. Şu anda Türkiye’nin en büyük firmalarında çalışan çok ciddi sayıda otomasyon çözümümüz bulunuyor. Bunlarla ilgili en büyük avantajımız kimseye bağlı olmamamız. Yazılım ve donanımla ilgili sürecin her noktasına hakimiz. Kimseden bir şey beklemiyoruz; outsource ihtiyacımız yok. Süreci kurgulamak için gerekli olan bütün yazılım ve donanımı kendi bünyemizden besliyoruz. Türkiye’de sektörün daha iyiye gitmesi için ne gibi çalışmalar yapılabilir? Türkiye’de çok iyi işler yapılıyor ama orta ölçekli firmalarda genel bir bilinç problemi var. Sertifikasyon, akreditasyon, regülasyon gibi süreçlerden yılıyoruz. Ama oyunun kuralı böyle; kuralları siz koymadınız ama onları bilip hareket edebilme şansına sahipseniz ileri gidebilirsiniz. Türkiye’de mesela sertifikasyon da, sahadaki regülasyonlar da anlaşılmamıştır. Yayınlanan direktif neye dönüktür, hangi sektörü nasıl etkiler, bunların takibi yapılmaz. Biz, bu konulara eğilmek gerektiğini baştan beri biliyoruz ve işte o yüzden şu anda sadece altyapı hazırlıyoruz. İşin kurgusu, üretimi ve know-how’ıyla ilgili problemimiz yok ama yurt dışı pazarlarda bizim üretimlerimizin tanınmış markalarla yarışması gerekiyor. Bulunduğumuz segmentte ufak tefek firmalar yok. Baş edebilmek için önce altyapıların çok kuvvetli olması; akreditasyonlarının, tip testlerinin, her şeyin yerinde olması lazım. Bir yandan bununla ilgili süreçler yürütüyoruz. Şu an Çin’den, Kazakistan’dan tutun, Hollanda’ya, Almanya’ya, Balkanlar’a, diğer komşu ülkelere kadar birçok yerde irili ufaklı pek çok iş yaptık. Küçük bir ölçüde de olsa bilinirliğimiz var. Daha fazla tanınmak için daha iddialı projelere girmeye çalışıyoruz. Yaptığımız görüşmelerde hem yüksek teknik çözümler öneriyor hem de Avrupa ölçeğinde çok uygun fiyatlama sunarak muazzam teklifler yaratıyor, bundan keyif alıyoruz. Çünkü ülkemizde çok nitelikli ve yetenekli insan kaynağı mevcut. Belki kültürümüzden gelen bir şey; tevazu göstermeye gayret ediyoruz ama ağır tevazunun gerçek sanılma riskini de göz ardı etmemek gerek. Gözümüzde çok büyüttüğümüz bazı yapıların primitif çözümlerini görüp hala bunlarla mı uğraşıyorlarmış diye şaşırarak döndüğümüz yolculuklar var. Bunları değere çevirmek lazım. Teknoloji sayesinde dünya küçüldü ve bu çok büyük bir avantaj. Teknoloji hızla güncelleniyor. Kimde bu durumu yarara çevirebilecek know-how mevcutsa o bir adım öne geçiyor. Türkiye’yi ileriye götürecek olan da budur. Çünkü şartlar eşit. Kuralları belki biz koymadık ama altyapı olarak eksiklerimizi tamamladığımız noktada herkesle eşit şartlara sahibiz. Yapılmışı yapmak marifet değil. Biz hala o noktadayız… Çok güzel ürünler ve çözümler üretiyor, hatta müşteri ihtiyacına göre ‘custom made’ tasarımlar yapıp üretimini gerçekleştiriyoruz. İhtiyaca göre PLC tasarlıyor, üretiyoruz. Butik bir segment. Projenin ihtiyacı sadece 600 tane ise o kadar yapıyoruz, bitiyor. Öbür türlü belli bir yapıyı modifiye etmek, onun yazılımına uymak zorunda kalacaklar, ki bu çok daha sıkıntılı bir süreç. Maalesef genel alışkanlık bu yönde. Sloganımız bu yaklaşımımızı ve kabiliyetimizi içeriyor “Hayal gücünüzle sınırlı”. İlerisi için planlarınız neler? 2006’da başladığımızda 2 kişiydik sadece tecrübelerimiz ve iyi bir iş bakışımız vardı. Şimdi 40 küsur kişiyiz. Toplam kadroya oranla mühendis sayımızın fazla olmasından, burada 13 mühendisin bir arada olmasından çok mutluyum. Genç ve dinamik insanlar; öğrenmekten, uğraşmaktan yılmıyorlar. Aynı frekansı çok kolay yakalıyoruz. İşimizi iyi yapabilmemiz için de böyle olması gerekiyor. Çok genç bir firmayız ve kazandığımıza inandığım bir nokta var: Dikey hiyerarşilere, çalışan olduğum dönem de dahil olmak üzere inanmadım. İş alanlarına ve sorumluluk almaya inandım. Birine sorumluluk verirseniz o kişi işin doğal patronudur; öyle olmak zorunda. O yüzden yapımız alabildiğince yatay. Bunun ifadeyi ve yaratıcılığı desteklediğine inanıyoruz. Genç arkadaşlarımıza emsali fazla olmayan bir çalışma ortamı sağlıyoruz. Bunun bir getirisi olarak ekibimin özgüveni ve memnuniyeti tam; hata yapmaktan veya sorumluluk almaktan kaçınmayan dinamik bir kadro. Yaklaşık altı senelik bir süreçte yaptığımız işlerle kendimizi gösterdik ve liyakatimizi kazandık. Lakin bunun yeterli olmadığını düşünüyorum. Bir marka bilinirliğinin mutlak surette olması lazım. Yüzeysel bilinmekten ziyade teknik unsurlarla, satış sonrası hizmetler vs. ile bu tanınmışlığın altının doldurulması lazım. Bunlarla ilgili tüm süreçleri kurgulamanız gerek. Şu an proje firması gibi göründüğümüzün farkındayım. İleride raf ürünleri yapmaya başlayacağız. Bunlar için çalışıyoruz; 1,5 senedir magnetostrictive teknolojiyle uğraşıyoruz. Bunu çözüp yarara dönüştürecek neler yapabiliriz diye düşünüyoruz. Bir ekonomik değer oluşturup oluşturamayacağımızı bile tam olarak kestiremiyoruz, ancak birilerinin bunlara da kafa yorması lazım. Orta ölçekli bir firmanın cansiperane AR-GE bakışı bu; daha doğrusu genel işe bakışımızı özetleyen iyi bir örnek.